<?xml version="1.0" encoding="iso-8859-9"?>
<rss version="0.92" xml:lang="tr-TR.utf8">
<channel>
<title>Köseler Köyü</title><category>Köseler Forum</category><author>Muhammet ÇELİK</author><managingEditor>chelick@gmail.com</managingEditor>
<link>http://www.koseler.org</link>
<description>Köseler Köyü Forum Sayfaları</description>
<pubDate></pubDate>
<language>tr</language>
<item>
<title><![CDATA[Ynt: Her Türlü Seri İlanlar]]></title>
<link>http://www.koseler.org/forum/showdiscussions.php?discussion=59</link>
<description>08 Şubat 2012 Çarşamba Saat: 19:58 http://www.sahibinden.com/ilan/emlak-arsa-satilik-dilovasi-koseler-koyu-mevkisinde-tapulu-745m2-arsa-73584071/detay/
ilanda detaylatr var.  Gönderen: mevsimsel</description>
<author>mevsimsel</author><category><![CDATA[Seri İlanlar]]></category>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Ynt:  Erciyes&amp;amp;#8217;in diliyle kayseri]]></title>
<link>http://www.koseler.org/forum/showdiscussions.php?discussion=112</link>
<description>10 Nisan 2010 Cumartesi Saat: 14:52 çok güzel bir yazı  Gönderen: fatihese</description>
<author>fatihese</author><category><![CDATA[Şiir]]></category>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Çekiyorum Gülümse]]></title>
<link>http://www.koseler.org/forum/showdiscussions.php?discussion=117</link>
<description>07 Haziran 2009 Pazar Saat: 17:15 [b]Çekiyorum Gülümse.
Savcı morgdaki üç cesedi incelemek üzere gelmişti.
Birinci ceset sırıtıyordu. Savcı nedenini sordu.
\&amp;quot;Milli piyangoda büyük ikramiyeyi kazandısevincine dayanamadı kalp
krizi geçirdi ve oldu\&amp;quot; dediler.
İkinci ceset de sırıtıyordu. Savcı sordu;
-Bu neden sırıtıyor?
\&amp;quot;Bunun da oğlu doğmuştu. Sevinçten kalbine yenik düştü\&amp;quot; diye
açıkladılar. Üçüncü ceset Temel\'in
kömür halindeki cesediydi. O da sırıtıyordu. \&amp;quot;Bu neden oldu?\&amp;quot; diye
sordu savcı.
\&amp;quot;Efendim buna yıldırım çarptı\&amp;quot; dediler.
-Peki neden sırıtıyordu?
-Fotoğrafını çekiyorlar sanmış.. [/b] Gönderen: bayrak kız</description>
<author>bayrak kız</author><category><![CDATA[Fıkralar]]></category>
</item>
<item>
<title><![CDATA[ Uyanık kayserili]]></title>
<link>http://www.koseler.org/forum/showdiscussions.php?discussion=115</link>
<description>07 Haziran 2009 Pazar Saat: 17:07 
Birgün kayserili kör fakir ve çocugu olmayan bir adam yolda yürürken karşısına cin çıkar. cin adamı korkutmaya çalışır malum kayserili onu görmedigi için yoluna aynen devam eder. cin duruma şaşırır ve adamın yanına gelir ben cinim sen benden benden korkmadınmı der adam yooo neden korkayım der. cin peki benden korkmadıgın için sana bir dilek hakkı veriyorum. söyle dilegin nedir. adam düşünür para istesem gözüm görmüyor, göz istesem param yok, çocuk istesem nasıl bakarım der, ve öyle bir istekte bulunurki üç dilegi aynı anda gerçek olur. oglumun gözlerimin önünde, paralarını saymasını istiyorum der..!!!!  Gönderen: bayrak kız</description>
<author>bayrak kız</author><category><![CDATA[Fıkralar]]></category>
</item>
<item>
<title><![CDATA[ Temel Kayseri\'de]]></title>
<link>http://www.koseler.org/forum/showdiscussions.php?discussion=114</link>
<description>07 Haziran 2009 Pazar Saat: 17:06 
Bir gün temel Kayseri\'yi cok merak edip kayseriye gider.Kayseri\'ye varinca yuksek bir bina temelin dikkatini ceker ve bakmaya baslar. O sirada uyanik bir kayserili temelin yabanci oldugunu gorur, yanina gelir ve sorar, Nereye bakiyorsun sen? Temel cevap verir ha su pinaya bakayrum. Kayerili de derki o bina benim, kacinci kata baktiysan o kadar para vereceksin bana der. temelde düsünür sonra 5. kata baktim der ve 5 milyon verir. Kayserili parayi alip hemen kacar.
Temelde kendi kendine; bide bu kayserililere uyanik derler 13. kata baktim 5. kat parasi verdim enayiye..... [:D][:D][:D] Gönderen: bayrak kız</description>
<author>bayrak kız</author><category><![CDATA[Fıkralar]]></category>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Korkuyla İlgili Beyin Hücreleri]]></title>
<link>http://www.koseler.org/forum/showdiscussions.php?discussion=113</link>
<description>01 Haziran 2009 Pazartesi Saat: 15:42 Korkuyla İlgili Beyin Hücreleri

Korku ve endişeye dayalı rahatsızlıklar birçok insanın hayatını olumsuz yönde etkiliyor, alkol ve ilaç kullanımı, evlilik ve işyerinde sorunlar veya intihar gibi sonuçlar doğurabiliyor.

Savaşa katılmış askerler üzerinde yapılan çalışmalar sonucu, beyindeki amigdala adlı bölgenin bu askerlerdeki aktivitesinin çok yüksek olduğu gözlendi. Beynin bu bölgesinin korku ve endişeyle doğrudan ilgili olduğu biliniyor. Daha önce yapılan araştırmalar, insanlarda ve hayvanlarda amigdala bölgesinin, doğuştan gelen yılan ve örümcek gibi korkularla birlikte, tecrübeyle edinilen korkuların dışavurumu sırasında etkin olduğunu gösteriyor.
Rutger Üniversitesi\'nden Profesör Denis Pare, amigdala bölgesinde, korkuyla ilgili hatıraların uzaklaştırılmasında rol oynayan bir bölümü tanımladı.

Laboratuarda yapılan çalışmada, ünlü bilim insanı Pavlov\'un köpekler üzerinde yaptığı deneylere benzer yöntemler uygulandı. Deney farelerine, korku yaratacak ufak şoklar verilmesiyle aynı zamanda bir ses çıkarılarak, bu sesi hayvanların korkuyla ilişkilendirilmesi sağlandı. Daha sonra şok verilmeksizin bu ses tekrarlanarak korkuyla ilgili tepkilerin zamanla yok olması sağlandı.

Ancak korku hafızası tamamıyla yok olmuyor. Bunun yerine yeni öğrenilen korkunun gereksiz olduğu hafızası tarafından bastırılıyor. Bu yüzden, korkuyu bastıran hafızanın aynı ortamda yeniden yaşanması gerekiyor. Örneğin farelin duyduğu ses, korkuları bastırıldıktan sonra başka bir ortamda tekrar verilirse, fareler tekrar korku belirtileri gösteriyor.

Denis Pare, amigdaladaki ilgili nöronların, bu tür hafızaların tutulmasında etkili olduğunu ortaya koydu. Farelerde bu bölge yok edildiği zaman, farelerin korkularının yok edilemediği gözlendi.

Derleyen: Sinan Erdem
Kaynak: http://www.physorg.com/news134969685.html
Görsel: Edvard Munch\'un \\\&amp;quot;Çığlık\\\&amp;quot; adlı tablosundan bir bölüm
11.07.2008 Gönderen: bayrak kız</description>
<author>bayrak kız</author><category><![CDATA[Serbest Kürsü]]></category>
</item>
<item>
<title><![CDATA[ Erciyesin diliyle kayseri]]></title>
<link>http://www.koseler.org/forum/showdiscussions.php?discussion=112</link>
<description>23 Mayıs 2009 Cumartesi Saat: 18:02  Erciyesin diliyle kayseri
Dinliyorum, Erciyesin aşk namesini,
Rüzgarları soğuk öpen, sert busesini,
Dideleri üstündedir, Kayserimizin,
Dinliyorum, anlatıyor memleketimi.
Kaisareia; Romalıdan Bizansa giden,
Malazgirt savaşıyla, Türklere geçen,
İç Anadolunun gurur kaynağıdır o,
Tarihten bu güne yorulmadan gelen.
Ortaçağ mimarisi Kayseri Surları,
Yoğun burçla, Uçkaledir Türkün burçları,
Buram buram tarih kokar,her bir eseri,
Sultan Hanı,Karatay Kervansarayları.
Ve ilk şifahanesi, ilk tıp medresesi,
Selçukludan kalan Çifte Medresesi,
Başlı başına bir abidedir her biri,
Gönüller tacı, Seracettin Medresesi.
Mimar Sinan eseri Kurşunlu Camii,
Selçuklu mirası Hacı Kılıç Camii,
Danişmentli hediyesi Ulu Camii ,
Çini mozaik mihraplı Kölük Camii.
Hunat Hatun, Gevher Nesibe Kümbetleri,
Döner Kümbetin on ikidir köşeleri,
Eyvanları telli gelin gibi salınır,
Rahmet eylesin, bırakıp da gidenleri.
Erciyesim; mekânıyım kış sporlarının,
Yeri Sultan sazlığıdır, su kuşlarının,
Halıcılık bu yörede pekte özgündür,
İlmek ilmek izi çıkar parmaklarının.
Ticaretle,sanayinin alın akıdır,
Zenginleri,züğürtlerin ağız tadıdır,
Hemşerim hiç pazarlıksız almaz malını,
Pastırma ve sucuk simgesinin adıdır.
Mantı bilmeyen kız gelin bile olamaz,
Bir kaşığa kırk tane sığmazsa hiç olmaz,
Burcu burcu kokar ama tadını bilmem,
Ah yanarım da bu derdime çare olmaz!
Erciyesim sevdalanmış bizim mantıya,
Üzüm dolu bağlarımız gelmez tartıya,
Öyle uzaktan uzağa bakmakla olmaz,
Buyurunda gelip gezin siz de haftaya Gönderen: bayrak kız</description>
<author>bayrak kız</author><category><![CDATA[Şiir]]></category>
</item>
<item>
<title><![CDATA[GÜZEL HADİS]]></title>
<link>http://www.koseler.org/forum/showdiscussions.php?discussion=111</link>
<description>21 Mayıs 2009 Perşembe Saat: 20:25 
Peygamber efendimiz demiştir ki birisi öldüğünde akrabaları cenaze işleriyle meşgul iken, son derece güzel bir kişi gelir mevtanın başının yanında durur.
Kefenlendiğinde kefen ile merhumun göğsü arasına girer Definden sonra herkes evine döner, Münker ve Nekir adlı iki özel Melek gelir, öleni kişisel mahremiyet içerisinde imanı hakkında sorgulayabilmek üzere, göğsünde duran güzel kişiyi ayırmaya çalışır. Güzel kişi der ki. \&amp;quot;O benim refakatim, O benim dostumdur, hiçbir şekilde Onu yalnız bırakmam. Eğer siz sorgulama için görevlendirildiyseniz, görevinizi yapınız. Onun cennete girmesini kabul ettirinceye kadar 
terk edemem.\&amp;quot;
Sonra ölmüş arkadaşına döner der ki, \&amp;quot;Ben, bazen yüksek sesle bazen de kısık sesle okuduğun Kur?anım.
Endişe etme, Münker ve Nekirin sorgusundan sonra üzüntü duymayacaksın.\&amp;quot;
Sorgulama bitince güzel kişi Onun için Meleul Aladan (semadaki meleklerden) misk kokusuyla bezenmiş bir döşek hazırlar. 
Allahın Resulu (SAV) demiştir ki: Hesap gününde ne bir Peygamber, ne de bir melek, Allahın indinde Kur?andan daha imtiyazlı bir şefaatçi olamayacaktır. 

Allahın lütfu hepimizin üzerine olsun.

AMİN
__________________


 Gönderen: Hızlı&Çevik</description>
<author>Hızlı&amp;Çevik</author><category><![CDATA[Dualar &amp; Hadis-i Şerifler]]></category>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Ynt: BULUTTAN GELEN SES ]]></title>
<link>http://www.koseler.org/forum/showdiscussions.php?discussion=108</link>
<description>07 Mayıs 2009 Perşembe Saat: 14:06 Rabbim ne büyüktür ki onun için din için verilen asla mukafatsız kalmaz. Sağolun. Gönderen: bayrak kız</description>
<author>bayrak kız</author><category><![CDATA[Dini Hikayeler]]></category>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Ynt: İMAN EDEN GENC VE SİHİRBAZ]]></title>
<link>http://www.koseler.org/forum/showdiscussions.php?discussion=105</link>
<description>07 Mayıs 2009 Perşembe Saat: 13:46 İbret alınası tüyler ürperten harika bir kıssadır. Rabbim iman üzerine canlarımızı alsın inşallah. Paylaşımınız için sağolun. Gönderen: bayrak kız</description>
<author>bayrak kız</author><category><![CDATA[Dini Hikayeler]]></category>
</item>
<item>
<title><![CDATA[GÜNEŞE HİTAB EDEN PEYGAMBER ]]></title>
<link>http://www.koseler.org/forum/showdiscussions.php?discussion=110</link>
<description>04 Mayıs 2009 Pazartesi Saat: 19:28 GÜNEŞE HİTAB EDEN PEYGAMBER 
Ebu Hureyre (r.a)den rivayet edildiğine göre, Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:

\&amp;quot;Allahın salât ve selâmı üzerlerine olsun diğer pey­gamberlerden biri düşmanla savaşmaya (cihad) çıktı. Hareketinden önce ümmetine şöyle dedi.

- Bir hanımla evlenmiş olup onunla henüz gerdeğe girmemiş olan; yaptığı evin henüz çatısını çatmamış olan; gebe koyun ve deve alıp yavrulamasını bekleyen kimse peşime düşmesin!! \&amp;quot; Bu sözleri söyledikten sonra yola çıktı. İkindi sularında düşman yurduna vardı. Güneşe hitaben;

-Sen de ben de emir kuluyuz dedi:

Sonra:

-Allahım onun batmasını geciktir diye dua etti.

Bunun üzerine orayı fethedinceye kadar . güneşin bat­ması geciktirildi. Nihayet ganimetler bir araya getirildi. Onları yakmak için gökten ateş indi fakat yakmadı. Bu­nun üzerine Peygamber:

-İçinizde mal aşırmış olan var. Haydi her kabileden bir temsilci benimle tokalaşsın beyat etsin.

Tokalaşma esnasında bir kişinin eli Peygamberin eli­ne yapıştı. O zaman Peygamber:

-İhanet eden sizdendir! Derhal senin kabilene mensup kişiler gelip bana beyat etsinler dedi.

Beyat esnasında iki-üç kişinin eli Peygamberin eline yapıştı. Bu defa onlara:

-Aşınlmış olan mallar sizdedir, dedi.

Adamlar sığır kafasına benzer altından yapılmış bir baş getirdiler. Peygamber onu öteki ganimetlerin içine koydu. Ateşte hepsini yaktı kül etti. Zira ganimet bizden önce hiçbir peygamber ve ümmetine helâl değildi. Allah Teâlâ zaaf ve aczimizi bildiği için onu bize helâl kıldı.

 

Hadisin Faydalarından...

 

1) Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) efendimiz bazen daha önceki peygamberlerin durumunu anlatarak müslümanlan eğitirdi.

2) Cihada çıkacak olan kimseler tam kendilerini ciha­da verebilmeleri için hiçbir şeyle meşgul olmamaları ge­rekir.

3) Allah ancak kendi rızası için \\ apılan ibadetleri ve amelleri kabul eder.

4) Daha önceki ümmetlere ganimetler haram kılınmış iken Peygamber efendimiz (sallahu aleyhi ve sellem)in ümmetine mubah kılınmıştir.

5) Peygamberlerin mucizeleri bir gerçektir.

 

 
 Gönderen: Hızlı&Çevik</description>
<author>Hızlı&amp;Çevik</author><category><![CDATA[Dini Hikayeler]]></category>
</item>
<item>
<title><![CDATA[MÜBAREK PEYGAMBER EFENDİMİZ(sallallahu Aleyhi Ve Sellem),in MUCİZESİ ]]></title>
<link>http://www.koseler.org/forum/showdiscussions.php?discussion=109</link>
<description>04 Mayıs 2009 Pazartesi Saat: 19:20 MÜBAREK PEYGAMBER EFENDİMİZ(sallallahu Aleyhi Ve Sellem),in MUCİZESİ 
Ebu Hureyre (r.a) şöyle dedi:

Kendisinden, başka ilah bulunmayan Allaha yemin ederim ki, ben bazen açlıktan karnımı yere dayar bazen de karnıma taş bağlardım. Bir gün sahabilerin geçtikleri yol üzerine oturmuştum. Resulullah (sallallahu aleyhi ve . sellem) benim yanımdan geçti ve beni görünce gülümse­di. Kalbimden geçeni yüzümden anladı ve:

-\&amp;quot;Ebu Hureyre\&amp;quot; dedi. Ben:

-Buyurunuz, yâ Resulallah! dedim. Resûl-i Ekrem:

-\&amp;quot;Beni takip et\&amp;quot; buyurdu ve yoluna devam etti. Ben de peşinden yürüdüm. Hz. Peygamber evine girdi; ben de girmek için izin istedim; izin verdi; içeri girdim. Bir kap içinde süt buldu ve:

-\&amp;quot;Bu süt nereden geldi? diye sordu.

-Falan erkek veya falanca kadın onu size hediye etti, dediler. Bunun üzerine Resûl-i Ekrem:

-\&amp;quot;Ebu Hureyre!\&amp;quot; diye seslendi. Ben: -Buyurunuz ya Resulullah! dedim. -Suffe ehline git, onları bana çağır\&amp;quot; buyurdu. Ebu Hureyre der ki:

Suffe ehli İslam konuklarıydı. Onların ne sığınacak aileleri, ne mallan, ne de bir kimseleri vardı. Peygam-bere bir sadaka geldiğinde, onlara gönderir, kendisi de ondan bir parça alır ve böylece gelen hediyeyi onlarla paylaşırdı. Hz. Peygamberin Suffe ehlini davet etmesi hoşuma gitmedi. Kendi kendime: Bu süt, suffe ehli ara­sında kime yetecek ki! O sütü içmek suretiyle kuvvet­lenmeye ben daha çok hak sahibiyim. Oysa onlar geldi­ğinde Resulullah bana emreder, ben de onlara veririm; belki de o sütten bana kalmaz. Fakat Allahın ve Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)in enirine itaat etmemek de olmaz, dedim. Neticede onlara gittim ve kendilerini davet ettim. Onlar bu daveti kabul ettiler ve içeri girmek için izin istediler, kendilerine izin verildi ve onlar da evde yerlerini aldılar. Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem):

-\&amp;quot;Ebu Hureyre!\&amp;quot; diye seslendi. Ben:

-Buyurunuz yâ Resulullah! dedim.

-\&amp;quot;Al, onlara ver!\&amp;quot; buyurdu. Ben de süt kabım aldım, herkese vermeye başladım. Verdiğim kişi kanıncaya ka­dar içiyor sonra geri veriyordu. En sonunda kabı eline aldı. Topluluğun hepsi süte kanmışlardı. Resulullah kabı alıp elinde tuttu ve bana kalkıp gülümsedi. Sonra:

-\&amp;quot;Ebu Hureyre\&amp;quot; dedi.

-----&amp;amp;#8212;-----------------------------------------------------------------------------

-Buyurunuz yâ Resulullah, dedim.

-\&amp;quot;Bir ben kaldım, bir de sen\&amp;quot; buyurdu. Ben:

-Doğru söylediniz, yâ Resulullah, dedim.

-\&amp;quot;Otur da iç\&amp;quot; buyurdu. Ben de oturdum ve içtim. Son­ra yine:

-\&amp;quot;Otur iç\&amp;quot; buyurdular. Yine oturdum ve içtim. Resûl-i . Ekrem durmadan:

-\&amp;quot;İç, iç\&amp;quot; buyuruyordu. Sonunda ben:

-Hayır. Seni Hak Peygamber olarak gönderen Allaha yemin ederim ki, artık içecek yerim kalmadı, dedim.

-\&amp;quot;Bana ver\&amp;quot; buyurdu. Kabı Resul-i Ekreme verdim, Allah Tealaya hamdetti, besmele çekti ve kalan sütü kendisi içti. (Buhari)

 

Hadisin faydalarından.

 

1)  Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendi-mizin yoksul ve fakirlerle ilgilendiğini ve onlara ikram­da bulunduğunu öğreniyoruz.

2)  Bir kişiye yetecek kadar sütle bütün suffe ehlinin karnını doyurması Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)in mucizelerinden biridir.

3)    Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)in sadakadan yararlanması haram hediyelerden yararlanması ise helal kılınmıştır.

4) Oturarak içmek ayakta içmekten daha evlâdır.

5)  Besmele çekerek içmek, içtikten sonra da Elham­dülillah demek sünnettir.

6-) Müslümanın artığı temizdir ve içilebilir.

7) israfa kaçmadan doyana kadar yemek ve içmek ca­izdir.

8) Müslüman gerektiği zaman din kardeşlerini kendi­sine tercih etmelidir
 
 Gönderen: Hızlı&Çevik</description>
<author>Hızlı&amp;Çevik</author><category><![CDATA[Hz.Muhammet (s.a.v)]]></category>
</item>
<item>
<title><![CDATA[BULUTTAN GELEN SES ]]></title>
<link>http://www.koseler.org/forum/showdiscussions.php?discussion=108</link>
<description>04 Mayıs 2009 Pazartesi Saat: 19:11 BULUTTAN GELEN SES 
Ebu Hüreyre (r.a)m rivayetine göre Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz şöyle buyurdu:

-Adamın biri çöl bir yerde yürürken:

-  \&amp;quot;Filancanın bahçesini sula\&amp;quot; diye buluttan bir ses duydu. O bulut derhal (emredilen yere doğru yönelip) suyunu taşlık bir arazide boşalttı. Adam bir de ne görsün? Su yataklarından biri, suyun hepsini topladı. O adam da suyu, akış istikametinde takip etti. Bir de baktı ki, bir adam bahçesinde durup suyu sağa sola dağıtıp duruyor. Suyu takip eden adam bahçedeki adama:

- . \&amp;quot;Ey Allahın kulu adın nedir?\&amp;quot; dedi. Adam:

-  \&amp;quot;Adım filandır.\&amp;quot; (Buluttan emir verilen ismi) dedi. Bahçedeki adam:

- \&amp;quot;Ey Allahın kulu benim adımı neden sordun? dedi. (Buluttan sesi duyan adam):

- \&amp;quot;Ben bulutun içinden bir ses duydum. Senin ismini vererek \&amp;quot;filancanın bahçesini sula\&amp;quot; diye emredildi. Sen bahçede ne yapıyorsun? (Ki bu dereceye erdin)\&amp;quot; Adam: 

- \&amp;quot;Madem ki bunu sordun, söyleyeyim. Ben bahçeden çıkan mahsûle bakar hesaplarım. Üçte birini tasadduk ederim. Üçte birini yeriz. Diğer üçte birini de tohumluk olarak bahçeye ayırırım\&amp;quot; dedi. (Müslim)

 

Hadisin Faydalarından...

1) Cömertlik inşam Allaha yaklaştırır.

2) Bazı melekler kulların nzıklanyla ilgilenirler.

3)  Allah yolunda harcamak sınırsızdır. Bunu ancak karşılaştığı olaylar belirler.

4)  Fakir ve muhtaç olan kimselere yardım etmek ki­şinin rızkının genişlemesine artmasına sebeptir.

5)  Akıllı mümin fakirlerin, aile efradının ve bahçe­nin hakkını koruyan kimsedir.

 

 
 Gönderen: Hızlı&Çevik</description>
<author>Hızlı&amp;Çevik</author><category><![CDATA[Dini Hikayeler]]></category>
</item>
<item>
<title><![CDATA[TEVBE EDİLEN YER ]]></title>
<link>http://www.koseler.org/forum/showdiscussions.php?discussion=107</link>
<description>04 Mayıs 2009 Pazartesi Saat: 19:06 TEVBE EDİLEN YER 
Ebu Said Sad İbni Malik İbni Sinan el-Hudri (r.a)den rivayet edildiğine göre Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

\&amp;quot;Sizden önceki kavimlerden bir adam vardı. Tam doksan dokuz kişiyi öldürmüştü. Yeryüzünün . en bilgin adamına sordu, araştırdı. Ona bir rahibin yolunu gösterdi­ler. Adam rahibin yanına gelerek doksan dokuz kişiyi öldürdüğünü, bunun tövbesi olup olmadığını sordu. Rahib \&amp;quot;Hayır yok\&amp;quot; dedi. Bunun üzerine adam rahibi de öldürerek sayıyı yüze çıkardı.

Sonra yine yeryüzünün en bilginini sordu. Onâ alim bir kişinin yolunu gösterdiler. Adam alimin yanına gele­rek yüz kişiyi öldürdüğünü, bunun tövbesi olup olmadı­ğını sordu. Alim \&amp;quot;Evet\&amp;quot; dedi . Tevbe ile kul Allah ile kul arasına kim girebilir?

Sen falan yere git. Orada Allah-u Tealaya kullukta bulunan insanlar vardır. Sen de onlarla birlikte Allaha ibadet et. Kendi memleketine dönme. Çünkü; orası kötü­lerin yeridir. Orada kötü insanlar çoktur. Adam anlatılan yere doğru gitmek üzere yola koyul­du, tam yolu yarılamıştı ki, ölüm yakasına yapıştı öldü. Rahmet melekleri ile azab melekleri adam hakkında mü­nakaşaya tutuştular:

-  Rahmet melekleri şöyle dedi: Adam tövbe edip kalbinden Allaha yönelerek geliyordu.

-  Azab melekleri ise şöyle dedi: Bu adam bu güne kadar hiçbir amel yapmamıştır. Derken insan suretinde bir melek çıkageldi. . Her iki grup melek onu hakem tayin ettiler. Adam (hakem melek) şöyle dedi: \&amp;quot;Geldiği yer ile gitmek istediği yerin arasını ölçün, hangi taraf daha yakın ise, ona göre muamele yapın. Melekler ölçtüler. Gitmek istediği yerin daha yalan olduğunu görünce, adamı rah­met melekleri aldılar. (Buhari, Müslim)
 
 Gönderen: Hızlı&Çevik</description>
<author>Hızlı&amp;Çevik</author><category><![CDATA[Dini Hikayeler]]></category>
</item>
<item>
<title><![CDATA[EN BÜYÜK ŞEFAAT ]]></title>
<link>http://www.koseler.org/forum/showdiscussions.php?discussion=106</link>
<description>04 Mayıs 2009 Pazartesi Saat: 18:59  EN BÜYÜK ŞEFAAT 
Ebu Hureyre (r.a) şöyle dedi:

Bir yemek davetinde Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ile beraber bulunuyorduk. Kendisine etin kol tarafı ikram edildi. Resul-i Ekrem etin kol tarafını sever­di. Ondan bir lokma kopardıktan sonra şöyle buyurdu:

\&amp;quot;Kıyamet gününde insanların efendisi benim! Bu da neden biliyor musunuz? Allah Teala gelmiş gelecek bü­tün insanlan düz bir yere toplayacak. Orası, insanlara bakan kimsenin hepsini görebileceği, onlara çağıranın hepsine sesini duyurabileceği bir yerdir. Güneş onlara yaklaşacak, insanlar sıkıntıdan kederden artık dayanama­yacak hale gelince birbirlerine:

-  İçinde bulunduğunuz sıkıntıyı, başınıza gelen hali görüyor musunuz? Halinizi Rabbinize arz ederek size İtimin şefaat edeceğini düşünmüyor musunuz? diyecek­ler. Bazdan ötekilerine:

- Babanız Ademe gidiniz, diyecekler. Ademe gelip: -Ey Adem! Sen insanların babasısm. Seni Allah eliyle yarattı. Sana kendi ruhundan üfledi. Meleklere sana secde etmelerini emretti, . onlar da secde ettiler. Seni cennete yerleştirdi. Rabbine varıp bizim için şefaat et. İçinde bu­lunduğumuz hali, başımıza gelen derdi görmüyor musun? diyecekler. O da:

-Bugün Rabbim benzeri görülmedik şekilde gazaplı­dır. Ne daha önce böylesine gazaplandı ne de bundan sonra böyle gazaplanır. Alemlerin Rabbi o ağaca yaklaş­mamı yasakladı, ama ben O u dinlemedim. Asıl benim nefsim şefaat edilmeye muhtaçtır, benim nefsim, . benim nefsim! Siz başkasına gidin, Nuha gidin, diyecek. Onlar da Nuha gelerek:

-Ey Nuh! Sen yeryüzü halkına gönderilen Resullerin ilkisin. Allah Teala sana \&amp;quot;çok şükreden kul\&amp;quot; demişti. İçinde bulunduğumuz perişan hali görmüyor musunuz? Başımıza gelenleri görmüyor musun? Rabbinin huzurun­da bize şefaat etmeyecek misin? diyecekler. O da:

-Bugün Rabbim benzeri görülmedik şekilde gazaplı­dır. Ne daha önce böylesine gazaplandı ne de bundan sonra böyle gazaplanır. Benim bir duam vardı; onu da kavmimin aleyhine kullandım. Asıl benim nefsim şefaat edilmeye muhtaçtır, benim nefsim, benim nefsim! Siz başkasına gidin. İbrahime gidin diye karşılık verecek. Onlar da İbrahime gelerek:

-Sen Allahın Peygamberisin, yeryüzü halkı içinde Allahın dostu sensin. Rabbinin huzurunda bize şefaat et! İçinde bulunduğumuz perişan hali görmüyor musun? diyecekler. O da şunları söyleyecek:

-Bugün Rabbim benzeri görülmedik şekilde gazaplı­dır. Ne daha önce böylesine gazaplandı ne de bundan

 

sonra böyle gazaplanır. Ben vaktiyle üç yalan söylemiş­tim. Asıl benim nefsim şefaat edilmeye muhtaçtır, benim nefsim, benim nefsim! Siz başkasına gidin; Musaya gi­din. Onlar da Musaya gelerek şöyle diyecekler:

-  Ey Musa! Sen Allahın Rasulüsün. Allah sana Pey­gamberlik vermek ve seninle konuşmak suretiyle seni diğer insanlardan üstün kılmıştır. Rabbinin huzurunda bize . şefaat et. İçinde bulunduğumuz hali görmüyor mu­sun? O da:

-Bugün Rabbim benzeri görülmedik şekilde gazaplı­dır. Ne daha önce böylesine gazaplandı ne de bundan sonra böyle gazaplanır. Ben öldürülmesine dair emir al­madığım bir adamı öldürdüm. Asıl benim nefsim şefaat edilmeye muhtaçtır; benim nefsim, benim nefsim! Siz başkasına gidin; İsaya gidin, diyecek. Onlar da İsaya gelerek:

-Ey İsa! Sen Allahın Rasulüsün, O un Meryeme yönettiği kelimesi ve O un yarattığı bir ruhsun. . Sen da­ha önce beşikte iken insanlarla konuştun. Rabbinin huzu­runda bize şefaat et. İçinde bulunduğumuz perişan hali görmüyor musun? diyecekler. İsa da:

-Bugün Rabbim benzeri görülmedik şekilde gazaplı­dır. Ne daha öncesi böylesine gazaplandı ne de bundan sonra böyle gazaplanır, diyecek, ama bir günah zikretme­yecek. Sonra da asıl, benim nefsim şefaat edilmeye muh­taçtır; benim nefsim, benim nefsim! Siz başkasına gidin; Muhammede gidin, diyecek.

Başka bir rivayete göre Resul-i Ekrem (sallallahu a-leyhi ve sellem) şöyle buyurdu: onlar da bana gelerek:

-  Ya Muhammedi Sen Allahın Rasulü ve Peygam­berlerin sonuncususun. Allah Teala senin gelmiş geçmiş bütün günahlanm bağışlamıştır. Rabbinin huzurunda bize şefaat et! İçinde bulunduğumuz perişan hali görmüyor musun? diyecekler. Ben de yürüyüp Arşın altına gelece­ğim, Rabbime secdeye kapanacağım. Sonra Allah Teala daha önce kimseye öğretmediği en güzel hamdü senayı bana ilham edecek. Sonra bana hitaben:

-Ya Muhammedi Secdeden başını kaldır! İste! İstedi­ğin sana verilecek. Şefaat et, şefaatin kabul edilecek, bu­yuracak. Ben de başımı secdeden kaldıracağım ve:

- Ya Rabbi! Ümmetimi bana bağışla! Ya Rabbi! Ümmetimi kurtar! Ya Rabbi! Ümmetimi bağışla! diye yalvaracağım. O zaman bana:

-Ya Muhammed! Ümmetinden hesaba çekilmeyecek olanları cennet kapılarının en sağındaki Babül aymenden içeri al. Onlar başkalarıyla beraber cennetin diğer kapılarından da gireceklerdir, buyurulacak. Soma Resuli Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem) sözüne devam etti: Nefsim elinde olan Allaha yemin ederim ki, cennet kapılarının iki kanadı arasındaki mesafe, Mekke ile (Bah­reyndeki) Hacer veya Mekke ile (Suriyedeki) Busrâ arasındaki mesafe kadar geniştir.\&amp;quot; (Buhari-Müslim)

 

Hadisin Faydalarından...

 

1)  Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)in Al­lahın katında sânı ve şerefi yücedir.

2)  Kıyamet günü Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) efendimiz lâyık olan kimselere şefaat edecektir.

3) Allah (c.c) izin vermedikçe hiç kimse, kimseye şe­faat edemez.

4) Mahşer günü çetin ve korkunç bir gündür.

5) Peygamberler her türlü günahlardan arınmışlardır.

 

 
 Gönderen: Hızlı&Çevik</description>
<author>Hızlı&amp;Çevik</author><category><![CDATA[Dini Hikayeler]]></category>
</item>
<item>
<title><![CDATA[İMAN EDEN GENC VE SİHİRBAZ]]></title>
<link>http://www.koseler.org/forum/showdiscussions.php?discussion=105</link>
<description>04 Mayıs 2009 Pazartesi Saat: 18:49 İMAN EDEN GENÇ VE SİHİRBAZ 
Suhayb (r.a)dan rivayet edildiğine göre, Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz şöyle buyurdu: \&amp;quot;Sizden önceki milletlerden birisinin (başında) bir padi­şah, padişahın da bir sihirbazı vardı.

Sihirbaz iyice yaşlanınca padişaha şöyle dedi: \&amp;quot;Artık iyice yaşlandım, bari bana ergenlik çağına yaklaşmış bir çocuk gönder de ona sihri öğreteyim.\&amp;quot; Padişah da ona sihri öğretmek üzere bir çocuk gönderdi. Çocuğun sihir­baza gittiği yol üzerinde bir rahip vardı. Çocuk geçerken rahibin yanma uğrayıp oturdu. Onun söylediklerini yo­rumladı. Sihirbazın yanma geldiğinde de, (sihirbaz) onu dövüyordu. Durumu rahibe şikayet etti. Rahip çocuğa

 

şunu öğütledi: \&amp;quot;(Bir daha) sihirbazdan korkarsan, beni ailem geciktirdi ve ailenden korkarsan, sihirbaz engelledi dersin.\&amp;quot;

Olay böyle devam ederken bir gün insanların geçme­sini engelleyen büyük . bir hayvana (arslana) rastladı. Kendi kendine şöyle dedi: \&amp;quot;İşte tam sırası geldi, bugün sihirbaz mı daha faziletli davasında yoksa rahip mi? artık öğrenirim.\&amp;quot; Eline bir taş alarak şöyle mırıldandı: \&amp;quot;Ey Allahım! Eğer rahibin durumu, senin nezdinde sihirba­zın durumundan daha sevimli (makul) ise, şu hayvanı öldür de, insanlar geçsin. Taşı fırlatıp attı, hayvanı öldür­dü ve insanlar da geçip yollarına devam etti. Olanları gelip rahibe haber verdi. Rahip çocuğa şöyle dedi:

- Ey oğlum! Artık bu gün, sen benden daha efdal (üs-tün)sün. Ulaştığın dereceyi görüyorum, (yalmz şunu u-nutma). Şüphesiz ki, sen ileride bir takım imtihanlardan geçeceksin, belalara uğrayacaksın. Eğer bir gün başına bela gelirse sakın beni haber verme.

O günden sonra çocuk, anadan doğma körlerin gözle­rini açmaya, alaca hastalığım iyileştirmeye ve diğer has­talıklardan da insanları tedaviye başladı.

Durumu, padişahın yanında kalan yakın dostlarından biri duydu. Gözleri kördü. Bir çok hediye hazırlayıp ço­cuğun yanına gitti ve:

-Şu topladığım şeyler senindir, eğer beni iyileştirir-sen, dedi. Çocuk:

-Ben kimseye şifa veremem. Şifayı veren ise ancak Allah ır. Ama eğer sen Allah Tealaya iman edersen, ben Allaha dua ederim. O da sana şifa verir, dedi. Adam, Allaha iman etti, Allah Teala da ona şifa verip gözleri açıldı. 

Her zaman olduğu gibi, adam gelip padişahın yanma oturdu. Padişah ona:

-Gözlerini kim eski haline getirdi? diye sordu. Adam, Rabbim dedi. Padişah da ona senin benden başka rabbin var mı? diye sordu. Adam:

-Evet var, o benim ve senin Rabbin dedi. Padişah a-damı alıp, gözlerini iyileştiren çocuğun yerini öğrenince­ye kadar ona işkence yapmaya başladı. (İşkenceye daya­namayan adam çocuğun yerini söyleyince) çocuğu padi­şahın huzuruna getirdiler.

Padişah çocuğa şöyle dedi:

-\&amp;quot;Ey oğlum! Körlerin gözlerini açacak, alaca hastalı­ğını iyileştirerek ve şunu-şunu yapacak kadar sihrin iler­ledi. Çok iyi, çok güzel. Çocuk şöyle dedi:

-    \&amp;quot;Kesinlikle ben kimseye sihir yaparak şifa vermiyorum. Şifa veren yalmz Allah Tealadır.\&amp;quot;

Padişah bu sefer de rahibin yerini öğreninceye kadar, çocuğa eziyet ve işkence yapmaya başladı. Nihayet rahibi padişahın huzuruna getirdiler. Ona \&amp;quot;dininden dön\&amp;quot; denil­di. Rahip ise reddetti. Padişah bir testere getirilmesini istedi, getirdiler. Testereyi rahibin başının tam ortasına (saçlarının ayrıldığı yere) koyup kesmeye başladılar. Başı ortadan yanlarak iki yana düştü. Sonra da padişahın ya­nındaki adam getirildi. Ona da dininden dön denildi. Ka­bul etmedi. Onun da kafasım tam ortadan testere ile kesti. Başımn her iki bölümü yana düştü. Sonra çocuğu getirdi­ler. Ona da \&amp;quot;dininden dön\&amp;quot; denildi. Kabul etmedi. Padi­şah adamlarından bazılarına:

- \&amp;quot;Alın bunu falan dağa götürüp tam zirveye çıkarın. Orada dininden dönmesini isteyin. Kabul ederse ne iyi, bırakın gitsin. Kabul etmezse onu tepeden aşağıya atın.\&amp;quot;

 

Padişahın adamları çocuğu alıp dağın tepesine çıka­rınca, çocuk:

- \&amp;quot;Allahım sen bana yetersin beni onların yapmak is­tedikleri şeyden nasıl istersen koru\&amp;quot;, dedi. Dağ birden şiddetle sarsıldı, adamlar da düşüp parçalandı. Çocuk yürüye yürüye padişahın yanına gelince, padişah ona:

- \&amp;quot;Adamlarıma ne yaptın, neredeler?\&amp;quot; dedi. Çocuk da istifini bozmadan:

- \&amp;quot;Benim yerime Allah haklarından geldi dedi. Bu se­fer padişah çocuğu adamlarından başka bir gruba teslim ederek:

- \&amp;quot;Alın bunu gemiye bindirin denizin ortasında dinin­den dönerse ne güzel. Aksi halde denize atın,\&amp;quot; dedi. Alıp götürdüler. Denizin ortasına gidince çocuk yine:

-  \&amp;quot;Allahım! Nasıl istersen beni bunlardan kurtar\&amp;quot;, dedi. Gemi alabora olarak ters döndü. Adamlar boğuldu. Çocuk yine yürüye yürüye padişaha geldi. Padişah:

- \&amp;quot;Adamlarıma ne yaptın, neredeler? dedi. Çocuk:

- \&amp;quot;Allah haklarından geldi\&amp;quot;, dedi ve devam etti:

-  \&amp;quot;Sen kesinlikle, dediğimi yapmadıkça beni öldüre-mezsin.\&amp;quot; Padişah içinden sevinerek:

- \&amp;quot;O nedir?\&amp;quot; dedi. Çocuk:

-  \&amp;quot;Bütün insanları geniş bir yere getirip topla. Beni bağlayıp bir hurma dalına as, sonra da benim ok çantam­dan bir tane alıp yayın tam ortasına yerleştir, sonra da şöyle deyip oku fırlat: \&amp;quot;Bismillahi-Rabbil gulami\&amp;quot; deyip \&amp;quot;Çocuğun Rabbi olan Allahın adıyla atıyorum.\&amp;quot; İşte eğer böyle yaparsan beni öldürebilirsin, dedi.

Padişah da bütün insanları bir arazide topladı, çocuğu hurma dalına astı, sonra da ok çantasından bir ok alarak 

yayın ortasına yerleştirdi. Ve \&amp;quot;Bismillahi Rabbil gulami\&amp;quot; deyip oku fırlattı. Ok çocuğun tam şakağına rastladı. Eli­ni şakağına getiren çocuk hemen öldü. Daha evvel bütün olanları ve o anda da meydana gelen hadiseleri gözleri ile gören kişiler: Amenna birabbil gulami \&amp;quot;Çocuğun rabbine inandık\&amp;quot; deyiverdiler. Adamlar melikin yanına gelerek, yaptığım beğendin mi? İşte korktuğun başına geldi, andolsun bütün insanlar iman ettiler. Çocuğun Rabbine inandılar dediler.

Padişah bütün sokak kapılarının başında hendekler açılmasını emretti çukurlar açıldı ve hepsini ateş çukurlarına atınız. Adamları da öyle yaptı. Sıra yanına bir çocuk bulunan kadına gelmişti. Kadın, ateşe atmaya tereddüt edip gecikince çocuk annesine \&amp;quot;Haydi anne, durma anneciğim, sabret, korkma, sen hak yoldasın. Haklı davanın üzerindesin dedi.\&amp;quot;


Hadisin Faydalarından...

1)  Savaşta benzeri durumlarda ve insanı ölümden kurtaracak durumlarda yalan söylenmesi caizdir.

2)  Gerçek mümin mutlaka zorluklarla, sıkıntılarla imtihana tâbi tutulur. İmtihana tâbi tutulduğunda sabır ve sebat etmelidir.

3) Kişi gerektiğinde dini için canım bile feda etmelidir.

4)  Müslüman gençler doğru yolu seçip o yoldan ayrılmamalı ve kötü yoldan uzaklaşıp yüz çevirmeleri gere­kir.

5) Doğan her çocuk İslâm fıtratı üzere doğar.

6) Sorunları çözmek için mümin kimse Allaha sığınır.

7) Yolda insanlara eziyet veren bir şeyi kaldırmak i-badettir.

8) Allahın öyle kullan vardır ki imanları çok güçlü­dür. Bunlar ölümü göze alırlar ama dinlerinden asla dönmezler.

9) Hak ne kadar gecikirse geciksin zafer onundur.

10) İnsanların iman etmelerini sağlamak için, mümin gerekirse canını feda edebilir.

11)  İman eden kimseler öldükten sonra cennete, kâ­firler ise cehenneme gidecektir.

 
 Gönderen: Hızlı&Çevik</description>
<author>Hızlı&amp;Çevik</author><category><![CDATA[Dini Hikayeler]]></category>
</item>
<item>
<title><![CDATA[TEVBE ETMEK ALLAH\'I SEVİNDİRİR]]></title>
<link>http://www.koseler.org/forum/showdiscussions.php?discussion=104</link>
<description>04 Mayıs 2009 Pazartesi Saat: 18:37 TEVBE ETMEK ALLAH\'I SEVİNDİRİR 
Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)in hizmetkârı olan Ebû Hazma Enes İbni Mâlik el-Ensâri (ra)den riva­yet edildiğine göre Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:

\&amp;quot;Kulunun tevbe etmesinden dolayı Allah Teala ın duyduğu memnuniyet, sizden birinin ıssız çölde kaybetti­ği devesini bulduğu zamanki sevincinden çok daha fazla­dır.\&amp;quot; (Buhâri-Muslim)

Müslimin başka bir rivayeti de şöyledir: \&amp;quot;Herhangi birinizin tevbe etmesinden dolayı Allah Teala ın duy­duğu hoşnutluk, ıssız çölde giderken üzerindeki yiyecek ve içeceğiyle birlikte devesini elinden kaçıran, arayıp taramaları sonuç vermeyince deveyi bulma ümidi büsbütün kaybederek bir ağacın gölgesine uzanıp yatan, derken yanına devesinin geldiğini görerek yulanna yapışan ve aşın derecede sevincinden ne söylediğini bilmeyerek:

-Allahım! Sen benim kulumsun; ben de senin rabbinim, diyen kimsenin sevincinden çok daha fazladır.\&amp;quot; (Müslim, Tirmizi, İbn Mâce)

 

Hadisin Faydalarından...

 

1) Allah Teala kullanna karşı son derece merhametli­dir. Ve onlann tevbesini kabul eder.

2)  İnsan kasten yapmadığı hatalardan sorumlu değil­dir. Anlaşılması zor bazı konulan, Peygamber efendimiz, zaman zaman böyle misallerle açıklamıştır.

3)  Bazı konulann daha iyi anlaşılması için hadiste geçtiği gibi örnek vererek anlatmak iyidir.

4) Allah tevbe eden kimseleri sever.

5) Tevbe etmek Allahı sevindirir. Allahın sevinmesi kullann sevinmesine benzemez. O kendisine yakışır şe­kilde sevinir
 
 Gönderen: Hızlı&Çevik</description>
<author>Hızlı&amp;Çevik</author><category><![CDATA[Dualar &amp; Hadis-i Şerifler]]></category>
</item>
<item>
<title><![CDATA[hadis-i şerif]]></title>
<link>http://www.koseler.org/forum/showdiscussions.php?discussion=103</link>
<description>03 Mayıs 2009 Pazar Saat: 19:03 [img]http://www.paylaskiresim.com/img/wkf1rhuwjf.jpg[/img] Gönderen: bayrak kız</description>
<author>bayrak kız</author><category><![CDATA[Dualar &amp; Hadis-i Şerifler]]></category>
</item>
<item>
<title><![CDATA[Sevmek, İlgilenmek Paylaşmaktır!]]></title>
<link>http://www.koseler.org/forum/showdiscussions.php?discussion=102</link>
<description>02 Mayıs 2009 Cumartesi Saat: 14:50 Sevmek, İlgilenmek Paylaşmaktır!

Büyük zatlardan biri, evinde otururken birden kapı çalınır. İnip bakar. Bir de ne görsün eski tanıdıklarından biri. Allah rızası için sadaka istemeye gelen bu eski dostu mahcup etmemek için kendisine görünmez. Hemen içeri koşup eline sandıktan ne geçerse hepsini getirip, kapı aralığından uzatır. Adam dua ederek gittikten sonra o zat hüngür hüngür ağlamaya başlar...

Hanımı, verdiklerin gözüne çok göründü, yaptığın cömertliğe pişman oldun da ondan dolayı mı ağlıyorsun? diye sorar.

Adam şöyle cevap verir: Hayır! Aklına gelen yanlış. Ben verdiğim para için değil, uzun zamandan beri görmediğim bir dostumun halini sorup araştırmadığım için, onu dilenmeye zorlanacak duruma getirişime ağlıyorum!..

Gelin büyük zata eşlik edip biz de ağlayalım! Teselli bekleyen komşumuza çare olamayışımıza, cevabını unuttuğumuz mektuplara, aramadığımız dostlarımıza, ziyaret etmediğimiz hastalara ağlayalım. Belki en kötüsü de, bu hissimizi yitirişimize ve sevmeyi unutuşumuza ağlayalım. Çoğu şeyin farkına varmadan yaşıyoruz. Sokakta telaşla ilerlerken hayattan ümidini yitirmiş birisi geçiverir yanımızdan. Alaca karanlıkta pazar artıklarını toplayan yoksulları görürüz. Çöp bidonunu karıştıran adamın parmakları yırtık pabucunun içinde donarken, basit bir boya kutusu ile yaşam savaşı veren minik bir çocuk görürüz.

İyilik yapmayı uzaklarda aramayalım. Aslında o yanıbaşımızda bizi beklemektedir. Öyle insanlar vardır ki, parasızlıktan veya maddi yetersizliklerden dolayı değil, sadece sevgi sözcüğüne hasret olarak ilgisizlikten ölür giderler. Bazen, kedinin ayak tıkırtısı veya rüzgarın sürüklediği kağıdın hışırtısı, ümit uyandırmak için insanın yerini alabiliyor...

Bir aile \&amp;quot;acaba hangi lokantaya gitsek?\&amp;quot; diye düşünürken, yan komşusunun elektrik borcunu ödeyemediği için kullandığı mum devriliyor ve yangın çıkıyor.

Yetimler akşama ne yiyecek?

İyilik, hayata anlam kazandırır. İyilik öyle bir dildir ki hem dilsizler konuşabilir onunla, hem de sağırlar işitir onu... Hayat bir iyilik yarışıdır ve sevmektir. Sevmek ise boş sözle olmaz.

Sevmek ilgilenmektir. Zaman ayırmaktır. Paylaşmaktır.  Gönderen: bayrak kız</description>
<author>bayrak kız</author><category><![CDATA[Serbest Kürsü]]></category>
</item>
<item>
<title><![CDATA[BABA VE OĞUL]]></title>
<link>http://www.koseler.org/forum/showdiscussions.php?discussion=100</link>
<description>28 Nisan 2009 Salı Saat: 09:32 [b]Baba ve Oğul[/b]

80´ine merdiven dayamış yaşlı baba ile onu ziyarete gelen -45 yaşında ve saygın bir işi olan oğlu salonda oturuyorlardı. 

Hal hatırdan, çoluk-çocuktan, havadan sudan sahbet ettikten sonra oğlu susmuş, ayrılmanın sinyalini vermişti.
 
O anda üzerinde oturdukları sedirin yanındaki pencerenin pervazına bir karga kondu. 

Yaşlı baba kargaya gülümserek biraz baktıktan sonra oğluna sordu: ´Bu ne oğlum?´ 
Oğlu şaşkın, cevapladı: O bir karga baba.´ 
Yaşlı baba kargaya biraz daha baktıktan sonra yine sordu: ´Bu ne oğlum?´ 
Oğlu daha da şaşkın, yine cevapladı: ´Baba, o bir karga´ 
Karga hâlâ pervazda, komik hareketlerle başını sağa sola çeviriyor, başını yan yatırıyor, havaya bakıyor, sonra başını yine onlara çeviriyordu. 
Yaşlı baba üçüncü defa sordu: ´Bu ne?´ 
Oğlunun şaşkınlığı sabırsızlığa dönmüştü: ´O bir karga baba, üç oldu soruyorsun. Beni işitmiyor musun? 

Yaşlı baba dördüncü defa da sorunca oğlunun sabrı taştı ve sesini yükseltti: ´Baba bunu neden yapıyorsun? 
Tam dört defadır onun ne olduğunu soruyorsun, sana cevap veriyorum ve sen hâlâ sormaya devam ediyorsun. Sabrımı mı deniyorsun?´ 
Babası yüzünde hâlâ bir gülümseme yerinden kalktı, içeri odaya gitti ve elinde bir defterle döndü. Bu bir hâtıra defteriydi. Oturdu, sayfalarını karıştırdı ve aradığını buldu. Sevgiyle gülümseye devam ederek sayfası açık bir vaziyette defteri oğluna uzattı ve o sayfayı okumasını söyledi: 

´Bugün 3 yaşındaki minik yavrumla salondaki sedirde otururken yanıbaşımızdaki pencerenin pervazına bir karga kondu. Oğlum tam 23 defa onun ne olduğunu sordu. 23 soruşunda da ona sevgiyle sarılarak, onun bir karga olduğunu söyledim. 
Rahatsız olmak mı? Hayır! Onun sorusunu masumca tekrar edişi içimi sevgiyle doldurdu.´ 

\&amp;quot;Rabbin, sadece kendisine kulluk etmenizi, ana-babanıza iyi davranmanızı kesin olarak emretti. Eğer onlardan biri, ya da her ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına ulaşırsa, sakın onlara ´öf´ bile deme; onları azarlama; onlara tatlı ve güzel söz söyle.\&amp;quot; (İsra, 23) 
 Gönderen: m/atasever</description>
<author>m/atasever</author><category><![CDATA[Dini Hikayeler]]></category>
</item>
</channel>
</rss>
