ORTA ASYA BOZKIRLARINDAN TOROS YAYLASINA KÖSELER KÖYÜ
Bismillahirrahmanirrahiym Allah (cc) hamd onun şanlı peygamberine salat ve selam olsun(sav)
Muhterem okuyucu ; Köyün kurucu sülalesi ve köye ismini veren kabile olması sebebiyle öncelikle Köseler sülalesinin ser encamını sizlere aktarıp daha sonra diğer sülaleleri yazmaya çalışacağız
Cennet vatan Anadolu ‘nun ortasında yer alan Kayseri iline bağlı Develi ilçesinin Köseler köyü hakkında sizlere bilgi aktarmaya çalışacağım. Ancak üzülerek ifade etmek zorundayım ki maalesef rivayete dayalı duyumlardan öteye pek geçemiyoruz.
Hemen demek isterim ki sakın ola hafife alınmaya. Çünkü bizim kültürümüzün genel kaynağı esas itibarıyla sözlü geleneğe dayanmaktadır. Babadan oğula ,dededen toruna,kuşaktan kuşağa anlatıla gelmiştir. Köy odalarında köyün önde gelen yaşlılarının gün görmüşlerinin baş köşelere oturduğu çok eski olmayan yani yaklaşık kırk sene evveline kadar böyleydi
Yaşlılar oturur gençler hizmet ederler. Bu arada konuşulanlara kulak kesilir dikkatlice dinler. Çünkü yarın abartarak arkadaşlarına akranlarına anlatmanın keyfini yaşayacak
Dedik ya dededen toruna bu böyle olmuştur. Bu sohbet geleneğimizin son ve önemli temsilcilerinden ikisi ile birlikte olduk ve onlardan, diğerlerinden duyduklarımızı sizlere nakletmek üzere seslerini kaydettik şimdi de izninizle olayı hikaye etmeye başlayalım. Bizlere bu bilgilerin önemli kısmını aktaran Mustafa Kurtoğlu’na ve Süleyman Karademir’e Allah (cc) uzun hayırlı ibadet ömrü dileyelim
Orta asya steplerinden yollara düzülen cennetmekan atalarımız rivayet o ki Erzurum Horasan’a gelirler. Yine anlatanların söylediklerine göre 12 oğlu 9 da kızı varmış. Daha sonra bir müddet Eleşkirt’e yükünü çözer. Bir hayli zaman orada kalır
Çok net olmasa da şunu şahsen anlatanların sözlerinin arasından çıkardığım inancındayım. Şöyle ki: Köye ismini veren Köse Kâhâ ‘dan evvel birkaç tane daha Köse isimli şahıs yaşamıştır. Genellikle dedenin adı toruna verildiğinden geriye doğru gidildikçe bir çok Köse isimli şahsiyete ulaşılabilir. Zaten kulaktan kulağa geçerken de bu şimdilerde bile böyle ifade edilmektedir. Keza öğrendiğimize göre son Köse’lerden birisinin oğulları olan Halil,Mustafa ve Aslan Eleşkirt ‘te ki kaldıkları köyde vefat ederler
Göç olayını burada bırakıp ta köye dönecek olur olursak görürüz ki bu isimler aynı sülalede halen vardır. Köseler diye bilinen Zorbaz soy isimli muhterem ailede Aslan ismi 2006 yılında var. Halil ismi keza öyle. Mustafa dede Mustafa ‘dan Süslü Mustafa’ya ondan torun Mustafa’ya ki şimdi bu torun Mustafa Kayseri şehir merkezinde TOKGÖZ TİCARET ( Tel:03522211219) adı ile boya,hırdavat tüp işi ile meşgul olmakta olan pek muhterem bir genç kardeşimizdir
Hicreti bir başka ifade ile göçü anlatıyorduk devam edelim. İkinci Köse bilinen ilk Köse’den sonraki Köse Adana ilinin Kadirli ilçesinin Tapan Köyünde kalıyor. Yani buradaki kalmak tan ifade edilmek istenin maksat ölmektir. Yani orada ölüyor. Zira bana bunları anlatan Mustafa Kurtoğlu büyüğümüz böyle zikretmektedir. Ben de milli kültürümüze hizmet maksadıyla aynen aktarmak istiyorum
Orada da bir kısmı kalır bir kısmı eski adı Şanşa şimdiki adı Çatal çam olan köy ile Ortaköy isimli köyün arasına açarlar çadırlarını yerleştirirler obalarını YURT bilirler orasını. Amma kader ağını örmeye devam etmektedir. Daha çok kalmazlar burada bir MEHMET bırakırlar. Yani burada evlenir ve kalır. Oradan ver elini Sarıkaya ve oradan şimdi ki Dereşimli Köyü orada da MERDAN diye bilinen bir oğul bırakır ( Merdanlar kulağı düşük giller ve gır yusuflar’ın aslı Köseler’e dayanmaktadır) KÖSE KÂHÂ buradan da meşhur halk ifadesi ile söylendiği gibi “son durak kara toprak” Yani şimdi ki Köseler Köyü’ne gelir ve yerleşir. Geliş o geliş. Bu köye geldiğinde on oğul ile geldiği söylenmektedir.Soyadına göre sayacak olursak: Tokgöz,Zorbaz,Özkan,Vural, Gökkaya,Yıldız,Karadeniz,Karademir,Kurtoğlu, Duman olanlar bu Köseler sülalesinin mensuplarıdır. Yine soyadı Sarıçiçek olanlar da emmioğulları olarak bilinir. Köseler’den Saraycık köyüne göçen ve hemen tamamına yakını Kayseri’de ikamet etmekte olan Kalkan veKılıç soyadını taşıyan Aslan Kılıç Cuma Kılıç oğulları ve kızları da Köseler sülalesi mensuplarındandır
Duymuşluğumuza göre şu an da evlerin bulunduğu yer sulak ve ağaçlık bir bölgeymiş. Ne yazık ki yeterli birikim olmayışı ve biraz da şartların gereği etraftaki canım ağaçlar kesilip yakılarak yok edilmiştir
Bir başka ifadeye göre ise köyün ilk yerleşim yeri köprünün öbür tarafında bulunan Hacıpaşa’ya giderken yolun sol alt tarafındaki Elibeali diye bilinen mevkidir. Yakın zamana kadar burada mezarların olduğunu bir söyleşimiz sırasında köyümüzün sakinlerinden Battaların Cemal diye bilinen Cemal Eseoğlu(Güçlü) bizzat söylemiştir.
NOT:KÖSELER SÜLALESİ İLE İLGİLİ SÖYLEYECEĞİMİZ HENÜZ BİTMEMİŞTİR. İLERLEYEN ZAMANDA İLAVELER YAPILACAKTIR
KARASİOĞLU SÜLALESİ(BOZDOĞANLAR)
Bu sülale de diğerleri gibi halis muhlis Türkmen soyundan olup, ilk önce BALIKESİR’ de görülmüştür. Kendi adı ile bir beylik kurmuştur. Böylece bilinmiştir. Muhteşem ve muhterem ceddimiz cihan hakimi aziz OSMANLI’YA ilk iltihak eden olma basiret ve ferasetini göstermiştir. Yazılı tarih kitapları bu hususta bilgi vermektedir. Ancak bilgiye nasıl ulaştığımızın hikayesini kısaca aktarmak isteriz. Şöyle ki : Bu satırların yazarı Saim Karasioğlu henüz ilkokul 2. sınıf öğrencisi iken o zamanki öğretmeni aynı zamanda büyüğümüz ve köylümüz olan saygıdeğer İsmail Karadeniz meslek sorumluluğu icabı bir çevre incelemesi yapıp dersliğin duvarına asmış ve köyde BOZDOĞAN olarak bilinen sülalenin YEŞİLHİSAR’dan geldiğini yazmıştı. 1990 lu yıllarda Kayseri’nin Argıncık semtinde bir düğünde emektar öğretmenimi gördüğüm zaman dünyalar benim olmuştu. Hem yaklaşık 30 senedir görmediğim öğretmenimi görmüş elini öpmüş hem de kafamda ki sorunun cevabını almıştım. Bu bilgiyi nerden aldığını sorduğumda o zamanın yaşlılarını Çolak Halil,Çolak Hüseyin, Mehmet Kâhâ gibi büyükleri kaynak olarak göstermişti.
İlerleyen zamanlar kitaplarla haşir neşir olma beni alıp yeni mecralara sürükledi. 70 li yıllarda hakkın rahmetine kavuşan emmim HÜSEYİN ARSLANTAŞ’A köyde herkes KARASİOĞLU (GARASOĞLU) Derdi, halen de şimdi ki köy çeşmesinin karşısındaki evin sahibi Hasan KARASİOĞLU(Arslantaş) KARASİOĞLU’nun oğlu Hasan diye bilinir
Merakım beni okumaya teşvik ediyor ve sürekli okuyordum. Yine bir gün zihnime takılan bu KARASİOĞLU nereden geliyor nereye gidiyor tarihteki beylik ile bir ilgimiz var mı diye düşünüp tarih kitaplarına ve ansiklopedilere yöneldiğimde tarihi hakikati yakalamıştım
TÜRKİYE GAZETESİ’ nin yayını olan genel kültür ansiklopedisinin ilgili maddesini okuyunca zincirin kopuk halkaları birleşiyordu. Şöyle ki: Bahsini yaptığmız yüce KARASİOĞLU beyliği daha evvel de söylediğimiz gibi Balıkesir tarafında kurulur. İltihaktan sonra ve şartların icabı aynı zamanda Türkmen liğin tabii bir sonucu yeni yaylaklar yani yurtlar bulma içgüdüsüyle SİVAS tarafına gelirler oradan ikiye ayrılıyorlar bir kısmı adana KARAHİSAR ‘ına diğer bir kısmı da DEVELİ KARAHİSAR’ına yani bu günkü adı YEŞİLHİSAR’a geliyor. Ki yine belgeler şimdi ki Yeşilhisar diye bilinen güzelim ilçemizin eski adının EVEREK (Develi) KARAHİSAR’ı olduğu şeklindedir. Adana Karahisar’ının da şimdi ki adının KARAİSALI olduğu bilinmektedir.
Burada zincirin bir diğer halkasının birleştiğini görüyoruz. KARASİOĞLU beyliğinin kurucusunun adı KARA İSA BEY’dir. Adana ilimizin şirin ilçesinin adı KARAHİSAR (karasioğlu’nun hisarı-kalesi iken) biraz daha aslına döndürülmüştür. Yani KARAİSALI olarak hak yerini bulmuş yeni adını almıştır. Soyadı kanunu çıktığında merhum amcam Hüseyin nüfus memurunun yanına vardığında köyün önde gelenleri
Sen soyadı olarak ne almak istiyorsun KARASİOĞLU diye sorarlar. O da ARSLANTAŞ olsun bakalım der. Merhumun okuma yazması olmadığından bir an böyle bir ifadesi olmuştur. Daha sonra araştırmalarımız bizi böyle bir sonuca götürünce de mahkeme aracılığı ile asli halimizi almış soyumuzu soyadı olarak benimsemişiz. Ancak aynı soydan gelip de hala başka soyadı taşıyanlar vardır, kaldı ki iki kardeşin ayrı soyadı aldığı da olmuştur. İki kardeşten birisinin soyadı Oğuz diğerinin ARSLANTAŞ veya bir diğeri birisinin soyadı İSBİR diğerinin YILDIRIM olduğu gibi.
KARASİOĞLU BEYLİĞİ’ Nİ müstakil olarak inceleyip sitemiz de yayınlamak gayesindeyiz. Şimdi bu sülalenin mensuplarını yazalım. Soyadı: OĞUZ,KURŞUN,YILDIRIM,İSBİR,KARASİOĞLU,ARSLANTAŞ olanların bu sülaleden olduğu kesindir
Saim KARSİOĞLU
BU - C A M İ N İ N - H İ K A Y E S İ
Şair ne kadar güzel söylemiş değil mi efendim;” bir yerin adına dediler mi Türk ülkesi-Gözüm albayrak arar kulağım ezana sesi” Allah (cc) ezansız ve dahi bayraksız eylemesin diyerek başlayalım yazımıza. Biz bu yazıda Bir Türkmen obası olan Develi ilçesinin Köseler Köyü camiini hikaye etmek isteriz
Daha evvel de söyleyip yazdığımız gibi her Türk soyu ve dahi boyu gibi konar göçer ve hayvancılıkla iştigal eder olan bizim merhum ve mağfur edelerimiz cennetmekanlar da düşmüşler sürülerinin peşine o dağ senin bu dağ benim demiş durmuşlar. Bir gün dinlenecekleri konacakları zaman zuhur etmiş Orta Asya Horasanında başlayan yolculukları Kayseri ilimizin develi ilçemizin Çağıl,çağıl akan Zamantı ırmağının kıyısına çözmüşler denklerini yurt ve yuva bellemişler burasını
Bir yanda başını gökyüzüne doğru ihtişamla kaldırmış güzelim Toros dağları diğer yanında onun sabitliğine sanki inat sonsuza doğru akan hayat ırmağı Zamantı. Sanki Sıkıntı olursa ya alır başımı dağa giderim yok öyle olmazsa girer ırmağa bir güzel yüzerim dercesine. Hayat:Zaten toprak ve su demek değil mi? Seçim ne kadar isabetli gördünüz mü
Şairin şiiriyle başlamıştık değil mi ? Rahmetli destan şairimiz Basri Gocul öyle diyordu. Çünkü dedelerimiz öyle yaparlarmış. Hepsi gibi bizimkiler Müslüman Türk olmanın gereğini yerine yetirmişler. Gelmişler yerleşmişler amma bakmışlar ki camii yok. El kol olmuş büyükler Köse Kâhâ ve onun evlatları
İyilikte yarışınız kutlu sözü kavlince herkes elinden geleni yapmış. Hiçbir şey yapmayan küreklerle çamur koymuş gedik yerlere helik atmış. Amma boş durmamış. Boş durulmasına boş durulmamış amma bazıları da var ki yapıp ettikleri o günden bu güne dilden dile gönülden gönüle kulaktan kulağa söylenmiş durmuş. Söylenmişte duyanlar gıptayla dinlemişler ve iç geçirmişler en bir yamanından ve yananından. Hakikaten destan gibi bir şey. Anlatanlar diyor ve ballandırıyordu. Bize sadece yazmak düşüyor
Hani camiye girende sağ ayağımızı atarız ya işte o anda tam solumuza baktığımızda bir kabri şerif görürüz. Üzerinde camii Bânisi(kurucusu-yaptırıcısı) Sağır Fakı yazar. Fâkih ten bozmadır yani aslı fakihtir ki o da dini hususlarda bilgi sahibidir uzmandır anlamını taşır. İşte o merhum teşebbüs etmiş. Hani şimdilerde dindar olanların camii yaptırmaya çalışmaları gibi bir şey
Hani bir köy ki hep birbirine akraba hısımdır. Yine akrabalarından LEKÇE diye bilinen bir merhum varımış (soyadı Duman ve Başar olanların dedeleri). Onun da sürülerle koynu ve keçisi bulunurmuş. Bir elin nesi var iki elin sesi ve de tek taş duvar olmaz görüşünce el,ele omuz omza yüreklerini koymuşlar ortaya. Bir gün çekmş sürülerini lekçe gürlemiş sanki yıldırımdır gökçe ve demiş ki: sağılsın koyunlar ve keçiler alınsın ellere kırklıklar(Keçi ve koyunların kıllarını yünlerini kesmeye yarayan büyük makas benzeri alet) kırkılsın bütün keçiler. Eli kırklık tutan köy sakinleri ak sakallılar bismillah demişler yüzlerce keçinin kılını toplamışlar bir araya. Bir iş te Allah (cc) rızası olurda durur mu ? Türkmenin eli kınalı, ceylan bakışlı, keklik sekişli ve dahi kekik kokuşlu ,gönül yakışlı güzeller güzeli genç kızları. Almışlar ellerine kovalarını . Küçükler başını tutmuş keçinin gelinlik kızlar memelerine asılır sağarmış da sağarmışlar tonlarca süt elde edilmiş. Sıra beklerlermiş yağız delikanlılar mekanları dağlardan haber beklerlermiş acelesinden gelinsin diye ve bir gün öyle olmuş kara kuru çelimsiz bir Türkmen çocuğu çığırmış onları ve demiş ki obanın yiğitleri gelsinler harç yapma zamanı demişmiş. Atlarına atlayan bu bıçkın ve dahi zıpkın delikanlılar soluklarını temeli kazılan camiinin yanında almışlar.
Bilirler ya vazifelerini almışlar ellerine kürekleri ihlas katmışlar iman katmışlar ve en kavisinden harç yaparmışlar. Harcın malzemesi kireç kıl ve dahi süt imiş. Yıllar yılı ne mollalar ne fakılar gelmiş namaz kılmış (Aramızda kalsın kimisine Molla Veli kimisine Göde Fakı denmiş).
Allah (cc) ye yalvarmışlar Onun şanlı Nebisine salat ve selam söylemişler. Seneler sürmüş bu minval üzere. Bir gün gelmiş camii insan soluğu görmez olmuş . kahırlanmış sanki kendi kendine. Sanki soluklar nemi kesermiş. Onlar olmayınca nem çökmüş. Ağaçlar bel vermiş. Yıkılmış bir kış mevsiminin sonlarına doğru.
1940 lı yıllara tekabül eder diyor anlatan Kara Mehmet oğlu Mustafa Alp. Diyor ki: O sene bir tuhaftı millet bir aymazlık içerisindeydi. Damı çöktü yani kepti. Yağmur sularının etkisiyle içerisinde otlar bitti. Neçe sonra el ayak olundu da yapıldı tekrar diyor. Bu bir ara aktarımdı duyduk ve biz de dedik.
Kaldığımız yerden tekrar devam edelim. Bir yandan keçilir sağılmış bir yandan kırkılmış. Yeni yetmeler gelmiş civanlar kürek tutmuşlar. Şükür köyümüze camiimizi yapmışlar. Öyle etmişler ve öyle yapmışlar. Kirecin içerisine keçinin kılını ve sütünü katmışlar çimento gibi sağlam harç olurmuş ve de öyle yapmışlar bu camii’yi zamanla köy büyümüş ahali çoğalmış almaz olmuş camii köy halkını yine bir telaş basmış bizim oraların adamını ne etsinler ne yapsınlar karar vermişler yeni bir camii yapmaya ve öyle etmişler. Bir araya gelmişler müşavere etmişler istişare kurmuşlar.Kayseri’miz de ikamet etmekte olun Murat Yel yani merhum Zaza MURTAZA’NIN Oğlu anlatmıştı .
Bu arada bizim köylü meşhur ve maruf İNCİKLİ HACI çıkmış büyükçe bir miktar yardım sözünde bulunmuş. Bunu duyan köy halkı şaşırmış mı şaşırmış. İNCİKLİ nin öyle pek de namazla niyazla arası yoğumuş cumadan cumaya caminin yolunu bilir bir de bayram namazlarına gelirmiş. Senede otuz gün oruç tamam.
Yakalamış onu yani İNCİKLİ HACI merhumu arkadaşı e de bacanağı KARASİOĞLU HÖSSÜN(HÜSEYİN) ulan bilmem neyi ne ettiğim sen nere ereceğim dediğin yardım nere? Nasıl yapıp edeceksin bunu demiş ve ağzına geleni söylemiş yarı şaka ciddi. Ee dedik ya bunlar hem akran hem de bacanak. Sözleri dokunmazmış birbirlerine. İncikli
Yahu gardaşım hadi veremedim . hadi bulamadım. Amma bunun bir faydası olmaz mı? Hani beş vakti feleğe vermeyen amma eliyle cebinin arası beş arşın olanlar var ya hah işte onlara örnek olayım diye öyle dedim. Olursa veririm yani harmandan çıkarsa yoksa olanlara yolu açtım onları mecbur ettim ya “der evet istediğini bellemek istediğini öğrenmiştir KARASİOĞLU HÜSEYİN hani siyasetini de için,için takdir etmiş bu laf ebesinin ve dahi söz cambazının yani biraz hoca Nasrettin ve bir Namık Kemal ve dahası ismiyle adaş gibi olduğu incili Çavuş benzeri bacanağının. Öyle de olmuş para yağmış sel olmuş ağmış ve bu günkü camii meydana gelmiş.
Cami meydana gelmiş gelmiş amma bir eksiği var alameti yok. Alameti ne derseniz. Minaresi yok. Yazar mı var mı kitapta yeri başkalarından geri kalmanın civar köylerde bir tak o zamanlar ŞIHBARAK köyünde minare varmış. İkincisi buraya olmuş. Buraya olmuş da siz kolay mı olmuş sanıyorsunuz.Millet o günlerde karnını zor doyururmuş. Amma niyet hayır olanda akibeti hayır olurmuş. Öyle de olmuş.
Çare içinde çare aramışlar ve de bulmuşlar. Haber salmışlar İstanbul ‘a selam göndermişler HEBİP GİLİN UŞAKLARINA yani çocuklarına kime mi ? Habib Bingöl var. Onun küçüğü hayırsever kardeşi Mustafa Bingöl ,en küçükleri Cuma Bingöl İstanbul ‘u mesken tutmuşlar. Gurbet havası alır hasret soluklarlarmış. Duymuşlar böyle bir hayır işi var. Durun ,durun demişler herkese söz vermişler senet vermişler kendilerince ve yalvarmışlar yaratanlarına hasbice ve demişler ki;
Ya rabbi bize kısmet eyle bize layık gör bize imkan ver bu minareyi biz yaptıralım demişler” niyetleri samimi yakarışları hisli olmuş ve dahi dileklerini kabul görmüş. Onlara nasip olmuş bu hayır işini yaptırmak.
Biz işin bir tarafını deyp dğer yanını yarım koyduk. İnsan Süleymaniye Selimiye der de Sinan demez mi? Sinan ‘ın ustalarına kalfalarına çıraklarına sözü getirmez mi? Getirmezse bu kadirbilmezlik olmaz mı? He ya öyle olur dediğinizi duyar gibi oldum da işte ben dahi o tarafa yöneldim.
Köyün ileri gelenleri çıkmışlar varmışlar Pınarbaşı ilçemizin Söğütlü Köyüne misafir olmuşlar Ahmet ustanın Ahmet Görgülü’nün evine yemişler içmişler ekmek bol yemek bol. Nasıl bol olmasın ki iyi çalışır usta adam geliri iyidir.hem de iki hatunu vardır. Olmamıştır ilk eşinden ve dahi evdeşi ağ(beyaz tenli) Emine’den . Emine evlat verememiş emmi oğlusuna yani kocasın Ahmet’ine . el kol olmuş aramış ve bulmuş gönlüyle evermş üzerine emmi oğlunu Ahmet ‘ini kuma getirmiş evine Bostancının kızı Fadime’yi. Fadime hemen bir oğul vermiş bu eve şeref duymuşlar bu işi bu gelişi şeref bellemişler ve gelen oğlanın doğan çocuğun adını ŞEREF koymuşlar.işte bu günlerde o eve gelmişler. Yemişler içmişler. Bizim buralarda gelene niye geldin denilmez ayıp bilinir. Git demek gibi sanılır. Denmez niye geldin diye de. Gelen der isterse istemezse yer içer ve gider. Gecenin bir yarısında lafa girmiş anaazın mustafası mı başkası mı bilinmez anlaatmış sebebi ziyaretlerini. El tutmuşlar pazarlık etmişler.
Misafirler gidende almış eline çekicini malasını ve dahi karga burunu tarağını tutmuş demirci ustasının yolunu ol Kayseri Şehrini. Yakınları varmış emmi oğlusu kaynı Hasan Görgülü’ye misafir olmuş. Bakmış yeğeni genç Mehmet boş. Onu almış yanına sonra diğer emmi oğlusu Mustafa’yı almış bir de enişte Şıhın Oğlu Ahmet’i ver elini Köseler.
Günler haftalar aylar geçmiş. Cami de yapılmış minare de. Dedik ya camii de yükselmiş minare de kim bilir camii ile minare ile birlikte sinelere de ne yüksek sevgiler düşmüş ve dahi nice aşklar yükselmiş ! aşktır dünya da kalan gerisi laf-ı güzaftır vesselam. Hiç aşksız yapılır mıy dı o camii ve minare? . belki aşkından öldü Güveller’in Sulu Ali’si merhum. Ne taşlar kaldırmıştı öyle. Onun için çok basit bir işti bunlar. Yine öyle düşünmüştü. Bir iki taş da ben taşıyıp sevaba nail olayım demişti. Sevaba da nail olmuştu. Vakit dolmuş zaman bitmiş ölüm meleği Azrail (as) bu sefer onun için tam da taşı taşırken gelmişmiş. İtikadımıza göre şehit olmuştur çünkü Allah (cc) için çalışırken ölmek şehitliktir. Şehide selam. Şahide selam. Allah (cc) herkesten razı olsun netice- kelam.
Saim karasioğlu
Köyümüze Ait Bilgiler
Köy muhtarı :
Ramazan KIRIM
Tel.No :
0 352 644 10 23
Cep Tel :
?
Erkek Nüfus :
421
Kadın Nüfus :
382
Toplam Nüfus :
803 (2007 sayımına göre)
Develi Uzaklık :
54 Km.
Tomarza Uzaklık :
30 Km.
Kayseri Uzaklık :
90 Km.
Yolculuk Minübüslerle yapılmaktadır.